Napoli Çevresinde Gezilecek Yerler: Capri

Capri

Capri hakkında bilgi sahibi olmadığım, sadece adını duyduğum ama turda olunca hadi biraz olsun araştırayım dediğim bir adaydı gitmeden önce. Adının “cennet bahçesi” anlamına geldiğini ve birçok imparatorun adaya ayak basıp aşık olduklarını Saffet Emre Tonguç’tan okuduğumda adayı beğenebileceğime dair ümitlenmiştim. Yine aynı yazıda bir yazarın adayı hiç beğenmediğine dair izlenimleri de yer almıyor değildi ama önyargılı olmamak lazım diye kendimi kötü izlenimlere kapadım sanıyorum.

Adaya giderken Napoli’de doğan güneş günün güzel geçeceğine dair olumlu hisler uyandırmıştı. Castel Nuovo karşısından feribota binip denize açıldığımızda yaşadığımız sarsıntı ve dağıtılan poşetler olumlu hislerimize biraz da olsa gölge düşürmüştü. Feribotta ön bölümde oturanların halini görünce biz arkada oturanlar halimize şükrettik, keza aklınızda bulunsun ön taraf daha çok sarsılıyormuş ve gittiğimiz gün kış aylarında denizin iyi hallerinden biriymiş. Eğer mideniz hassassa yanınızda mide ilacı bulundurmanız şiddetle tavsiye edilir.

capri

Yaklaşık 1,5 saat süren yolculuğumuzdan sonra adaya ayak bastığımızda ise feribottan inmiş olmanın mutluluğuyla güneşin kaçmaya hazırlandığını fark etmemişim. Limana yansıyan güneşle birlikte fotoğraflamaya değer görünen kareyi sonraya bıraktığıma pişman olmam inşallah diye düşünürken kimbilir belki de güneşin kaçabileceği ihtimalini öngörmüştüm. Limandan turla gitmediğiniz zaman füniküler ile asıl gezeceğiniz yerlere yani adanın tepe noktalarına çıkmak mümkün, turla gittiğinizde ise bir araç ayarlanmış oluyor. Ayrıca sadece bizler değil, İtalyanlar da Napoli’den günübirlik turlara katılmışlar. Venedik’ten gelen ve bizimle İtalyanca konuşmakta ısrar eden feribottaki koltuk komşularımızla grup halinde gezerlerken gün içinde birkaç kez karşılaştığımızda fark ettik bu durumu. Ayrıca bazı İtalyanlar bavullarıyla adaya gidiyordu, bu da demek oluyor ki biz göremeyecek olsak da adada yılbaşı kutlaması da olacaktı.

Gezimize önce yukarıdaki tepeden yani Anacapri denilen bölümden başladık, bu tepenin de yukarısında teleferik ile gidilen bir tepe (Solaro Tepesi) daha vardı ama güneş kaçınca sisler görülecek bir şey bırakmamış rehberimizin söylediğine göre. Bu sene Karadeniz‘deki tepelerde de şansımız yaver gitmemişti hatırlarsanız. Neyse en azından burada hiç çıkmaya niyetlenmeyince hayal kırıklığı da yaşamamış olduk. Tepede yer alan yolda giderken gördüğümüz kalenin adı da Barbaros Hayrettin Paşa’dan geliyormuş. 16. yüzyılda adada tutsak edilen Barbaros Hayrettin Paşa adada izini bırakmış anlaşılan. Gezimiz boyunca özellikle Akdeniz’in Türk Gölü olarak anılmasından ve İtalya’nın da güney sahillerini korumak için İtalyanlardan vergi alınmasından sık sık bahsetti rehberimiz, hatta İtalyanların “Anne Türkler geliyor” diye korku ifade eden bir deyişleri varmış. Her yere ne korku salmışız, biz neymişiz be abi desek yeri sanıyorum:)

Kapalı dükkanlar, boş sokaklar ve güneşsiz bir hava Anacapri’ye çıktığımızda bizi karşılayan manzaraydı. Aaa yok yok ilk önce Kırmızı Ev/Cassa Rossa karşıladı. Ev adından da anlaşılacağı üzere kırmızı ve içinde biz girmediğimiz için hakkında yorum yapamayacağım resimler ve adanın 19.-20. yüzyıl fotoğrafları varmış. Bence Kırmızı Ev’den daha ilginci biraz ilerisindeki markette satılan mor karnabaharlardı.

Axel Munthe Villa

Anacapri’de İsveçli doktor ve psikiyatr Axel Munthe’nin villasına (Villa San Michele) doğru giderken bizi karşılayan manzara umut vadediciydi; yolu ve yoldaki villa kapılarının güzelliği bizi etkilemişti. Villanın biraz ilerisinden aşağıdaki manzarayı fotoğraflamak mümkün ama manzaradan çok bir şey beklemeyin derim. Ayrıca eskiden füniküler mi varmış, buralara hep merdivenle çıkılırmış deniyorsa söz konusu merdiveni de görmemek olmaz.

Axel Munthe Villa Manzarası

Anacapri ayrıca yemek molamızı da verdiğimiz yer, restoranın adı da “Ristorante Barbarossa”. Barbaros Hayrettin Paşa her yerde:) Küçük (!) bir yanlış anlamayla başlayan yemeğimizde makarna, balık, tatlı ve içeceğe 15 Euro ödeyeceğimizi sanarken 12 Euro’ya ravioli, tiramisu ve alkollü-alkolsüz içecekten oluşan fiks menümüzü rehberimizin her seferinde vurguladığı ama bizim göremediğimiz bir manzara (!) eşliğinde yedik. Neyse ki yemekler güzeldi, zaten makarnayı İtalyanların başlangıçtan sayacağını hiç düşünmemiştim.

ristorante barbarossa

Sonraki durağımız ise asıl kalabalığın toplandığı, lüks otel ve mağazaların bulunduğu Capri bölümü. Buranın en güzel durağı ise Augustus Bahçeleri ve bu bahçelere giden yol. Ayrıca yolda parfüm dükkanından geçerken dükkanın önüne koydukları, insanların koklamasından ne olduklarını anladığım koku şişeleri de oldukça hoş bir hava katıyor. Gerçi hepsini koklamama rağmen beni içeriye sokacak bir kokuya maalesef rastlamadım. Augustus Bahçeleri’nden gördüğümüz manzara ise bir gün önce Amalfi‘ye gitmemiş olsaydık bizi daha çok etkileyebilirdi elbette. Yine de özellikle villaları görmediğiniz noktaları fotoğrafladığınızda Amalfi kıyıları ile yarışmıyor değil. Villalar denince bu bahçelerden birçok ünlünün villasını görmek mümkün. Sophia Loren, Swarovski, Dolce Gabbana ve daha birçok ünlü isim, bana bu kısım birçok kişinin aksine çok da ilgi çekici gelmedi. Rehber anlatmıyor olsaydı “ay hangisi kimin acaba?” gibi bir sorum olmazdı herhalde. Bir de bahçe deyince öyle Fransa’daki ya da İtalya’nın saraylarındaki bahçeler gibi bir bahçe gelmesin aklınıza, bu bahçenin tek özelliği manzarası.

augustus-bahceleri

Lüks mağazalar demişken lüksün gerçek tanımından bahsettiğimizi belirtmeliyim, yani bu kadar ünlüye ev sahipliği yapan adanın gerçek bir lüksle donatılması çok da şaşırtıcı değil elbette. Mağazaları senin benim için koymamışlar herhalde. Neyse belki aranızda Capri’den villa almak isteyen zenginler vardır:) Mağazalar biz gittiğimizde kapalıydı, 31 Aralık’ta gitmiş olmamızın bazı yan etkileri olacaktı elbette, neyse ki beni çok da enterese etmiyordu bu durum. Yine de bu mağazaların olduğu yolu yürüyün, özellikle yeni yıl süslemeleriyle yol oldukça hoş olmuştu.

Capride Yılbaşı

Bilin bakalım burada da Sorrento’da olan hangi dükkana rastladık? Hadi biraz ipucu vereyim; ikram diyorum başka da bir şey dememe gerek kalmadan Nino & Friends’den bahsettiğimi anladınız herhalde. Yalnız buradaki ikram Sorrento’daki kadar eli açık değildi, gerçi bizim de yiyesimiz yoktu zaten, hıh:) Burayı gözden kaçırmanız pek mümkün değil, vitrinde çikolatalar akıyor ki bu oldukça yanıltıcı.

Piazzetta denilen ünlü meydanda kafeler, kafelerde soğuktan donup ısıtıcı altına sığınmış insanlar. Bizse elbette daracık sokaklarına atmayı tercih ediyoruz kendimizi. Daracık sokaklardan meydana yakın bir noktada insanların niye dikildiğini sorduğunuz an yan sokağa dalın, önünde sıra olan ufacık bir fırın göreceksiniz; biz çok az öncesinde çilekleri görüp dayanamayınca buradaki tatlıları deneyemedik ama siz bizim yerimize de deneyin, olur mu? Bize de haber edin, olur ya belki bir gün yeniden düşer yolumuz, İtalya’dan vazgeçemiyoruz ne de olsa. Ana meydan yakınlarında bir sürü kafenin yanı sıra hediyelik eşyacılar ve limoncello satın alabileceğiniz yerler de mevcut. Adada zaten birçok limon ağacı göreceksiniz.

Piazzetta

Şimdi bazı notlarımı derlerken yazılara bakıyorum da orijinal adı Gratto Azuro olan Mavi Mağara’dan haberdar olmamam üzücü. Burada güneş ışınlarının etkisiyle mağara etkileyici, masmavi bir görüntü sunuyormuş. Limandan kalkan teknelerle de ulaşım mümkünmüş, tüh kaçırdık.

Yazın buraları düşünemiyorum. Yazları omuz omuza gidildiği, nefes alacak mesafe kalmadığını daha önce adayı ziyaret eden misafirlerden birisi söyledi, uyarmadı demeyin:) Bence en güzel baharda tadı çıkarılır Capri’nin, ilkbaharı da sonbaharı da güzeldir kanımca. Napoli‘ye gitmişken günübirlik uğrayın bence.